Toplumda okula, eğitime ve öğretmene verilen değer, duyulan saygı ve güvenin giderek azaldığı bir sürecin yaşandığı biliniyordu. Okullarımızda yaşanan öğretmenlerin darp edilmeleri, velilerin okul basmaları, öğretmenlerin şehit edilmeleri aslında yaşanacak olan şiddet olaylarının göstergesiydi. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınlarında çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin şehit edilmeleri toplumun dikkatini yeniden çocuklarımıza, eğitime ve öğretmenlerimize ve okullarımıza vermesini sağladı. Yaşananlar çok kötü ama bu olaylardan dersler çıkarmalı ve hayatımıza uygulamalıyız.

Öğrencilerimiz okul kurallarına uymadıklarında, ödev yapmadıklarında ya da sorunluluklarını yerine getirmediklerinde uyarıyor ve düşük not verebiliyor. Gerçekte ise öğretmenlerin çocukların anlayacakları şekilde herhangi bir yaptırım gücü yok. Ortaokulda ergenlik çağına yeni girmeye başlayan çocuklarımızda doğal olarak ilk belirtilerden birisi de otoriteye karşı gelmesidir. Öğretmenleri ödevlerini neden yapmadığını sorduğunda “unuttum, bilmiyordum, yapmak zorunda mıyım, yapmasam ne olur ki!, …” cevaplarını alıyoruz.
Anne babalar ise ayrı bir dünyada yaşıyorlar. Çocuklarının zekâ seviyelerinin çok yüksek ve ileri seviyede olduğunu düşünüyorlar. Çocuklarına prens ve prenses gibi davranılmasını istiyorlar. Velilerle iletişime geçildiğinde okul ve öğretmenleri hatalı çıkarmaya çalışıyorlar. Çocukları ne yaparsa yapsın “çocuk onlar, elbette yaramazlık yapacaklar, kavga edecekler, siz çocuğumu anlamıyorsunuz?” “Öğretmen olarak dersleri iyi anlatamıyorsunuz yoksa çocuğum çok zeki”, Benim çocuğum yapmaz yanındaki arkadaşı yapmıştır.” diyerek suçu daima başkasına atma eğilimindeler. Öğretmenin sesini yükselttiğinde, kaşını kararttığında ya da ceza verdiğini duyduğunda çocuğunun psikolojisinin bozulduğunu ileri sürerek yetkili mercilere şikâyet kartını oynuyor. Öğretmenini çocuğuna karşı otorite kuramayan etkisiz bir konuma getirdiğinin kaybedenin de kendisiyle birlikte toplumun olduğunun farkında bile değil. Derslerine çalışmayan, yaramazlık yapan arkadaşlarının da sınıfı geçtiklerini gören çocuklarda ders çalışmayı bırakarak sınıfta yaramazlık yapmaya başlıyor.
Ev oturmalarında, arkadaş sohbetlerinde çocuğunun öğretmenlerine yaptıklarını kahramanlık hikâyesi gibi anlatıyor. Çocuğunun da duyduğundan mutlaka emin oluyor. Çocuğun aldığı mesaj şu aslında “Korkma arkanda annen baban var. Ne yaparsan yap seni hep destekleyeceğiz. Arkadaşlarınla kavga edebilirsin, derslerini yapmayabilirsin, kurallara ve kanunlara uymak zorunda da değilsin” Ünlü Yeşilçam yapımı Aile Şerefi filmindeki şımarık çocuk Oktay’ın zengin babası gibi davranıyorlar. Çevrelerinden onay aldıklarında ise durumu kolaylıkla daha ileriye götürecek cesareti alıyorlar. Okul basıp öğretmeni dövmek, hakaret etmek normal bir davranış haline geliyor. Bir adım sonrası ise savunmasız çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi şehit etmek.
Okullarımızda yaşabilecek kötü olayların engellenmesi adına hangi tedbirler alınmalı?
1 – Sınıf içerisinde yaşanan ve doğal akışında kolayca çözümlenebilecek olan bir sorun birden veliler arasında güç savaşına dönüştürülmesi engellenmelidir.
2 – Öğretmenlerin ekonomik ve sosyal konumlarını iyileştirecek yasal düzenlemelerin yapılması, maaşlarının yükseltilme toplumdaki eğitime olan bakış açısını değiştirecektir.
3 – Öğretmenlerin çocuklar üzerindeki otoritelerini güçlendirecek uygulamalar yapılmasına izin verilmelidir. Ödül ceza sistemi daha etkin işletilmelidir. Öğrencilere kişiliklerini ve psikolojilerini bozmayacak küçük cezalar verilmesi ileride daha büyük hatalar yapmalarının önüne geçecektir.
4 – Akademik olarak başarısız olan öğrencilerin sınıfta kalması, çocuklar arasında adalet duygusunun yerleşmesini destekleyecektir. Çalışan geçer, çalışmayan kalır.
5 – Okul binaları inşa edilirken standartlarımızı değiştirmek zorundayız. Okullarımızı spor, sanat ve kültür için gerekli altyapı tesisleri yapmalıyız. Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri ve Sosyal Bilgiler gibi dersleri sabah saatlerinde öğleden sonra ise öğrencilerin yeteneklerine göre kendi istekleriyle katılacakları spor, sanat ve kültürel aktiviteler yapabilecekleri tiyatro, resim, spor ve müzik ağırlıklı bir program yapmak zorundayız. Çocuklarımız kendilerini özgürce ifade edebilecekleri ortamlarda daha mutlu ve başarılı olacaklardır.
Eğitim şehitlerine saygılarımla…