Daha kaç alanda savaş vermeliyiz?

Ekonomik olarak mı ayakta durmalıyız?
Psikolojik olarak sağlam kalıp, hayatımızı temel değerler üzerine mi geçirmeliyiz?
Çocuklarımızı korumalı mıyız eğitmeli miyiz?
Hangi konuda ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. Ekonomik kaygılar sürekli bizleri vururken, alım gücümüz yerle bir olmuşken, fiyat algılarımızla oynanmışken, aile geçindirmeye çalışmakla uğraşıyoruz. Diğer taraftan haberlerde ve sosyal medyada karşılaştığımız olaylar ve çocuklarımızın başına gelebilecekleri düşündükçe, gördükçe kendimizi ve çocuğumuzu nasıl korumalıyız kaygısı yaşarken, diğer taraftan çocuklarımıza eğitim verip iyi üniversitelere girip hayatlarını kurtarsın diye mi uğraşmalıyız?
Bizler nasıl sağlıklı toplum olarak kalacağız?
Diziler bir taraftan bize entrikayı, şiddeti, kendi adaletini kendi sağlamayı öğretirken öbür taraftan ahlaki değerlerin yozlaşmasını, etik davranışların bitmesini ve bunu gözlerimizle görmemize kim engel olacak?
Ekranlarda nitelikli içerik görmemizi kim sağlayacak?
Bu kadar farklı ve niteliksizliklere maruz kalırken, insanların nasıl akıl sağlığını koruması bekleniyor.
Kaç cephede savaşıyoruz? “Doğduğun coğrafya kaderdir” derler sonra da dönüp Yüce Yaradan “hepimize farklı coğrafyaya göre mi kader yazıyor?”
Biz vatandaşlar bu kadar endişeli ve karamsarken, her geçen gün bir taraftan yeni olaylar patlak verirken sadece izlemekten başka elimizden bir şey gelmiyorken, biz hangi sağlıklı mantalite ile yaşamımızı sürdüreceğiz? Konuşmaya başladığımız zaman “çocuklarımız” diyoruz. “Çocuklarımızı korumalıyız, çocuklarımıza iyi davranmalıyız.” diyoruz ama bu şartlarda bizler iyi değiliz ki çocuklarımıza iyi birer ebeveynlik yapalım.
Çocuklara özgüven vermemiz lazım, gelecekte sağlıklı bireyler olması için ama bu kadar korkutucu bir kaos ortamında çocukları farklı kurslar arasında getirip götürmekten başka bir şey yapamıyoruz.
Onları baskılar altında yetiştirmekten başka bir çare bulamıyoruz. Daha kaç cephede savaşacağım bilmiyorum. Sizler de eminim ki benim durumumdasınızdır. Ahlaki değerlerimizin yerle bir olmuş olduğu dönemdeyiz. Bildiğimiz, gördüğümüz öğretilerimizin hepsi başka diyarlarda. Kur’an ‘da yazılan dini bile herkes kendi istediği gibi kullanmakta ve bu insanlarda ağzını açtığında; en iyi, en öz, en has insan olarak kendinden bahsediyor.
Mantık dışı hareket etmenin legal saygılı bir dönemdeyiz. Bir anne, bir eğitmen ve bir yetişkin olarak aynı zamanda da dijital bir melez olduğum için yani eski ve yeni dönemin karmasını deneyimlemiş biri olaraktan bu yaşadığım döneme uyumlanamıyorum.
Herkesin en iyiyi bildiğinin, herkesin yüksek beklentileri içerisinde olduğunun farkındayım. İçinde olduğumuz zaman dilimi hepimizi çok yoruyor biliyorum. Bütçelerimiz sarsılmışken, manevi duygularımız da her geçen gün pes ediyor. Bir o kadar da hepimiz depresif bir şekilde yaşayıp geçiyoruz.
Mantalitemizi haberlerin de bozduğunu düşünüyorum. Her şey normalleştiriliyor. Şiddet normalleştiriliyor, kadına şiddet normalleştiriliyor, çocuğa şiddet daha da normalleştiriliyor. “Olmaz, olamaz” dediklerimiz de normalleştirilmeye çalışılıyor.
Erkek egemen toplumun her geçen gün daha da üzerimize geldiğini görüyoruz. Bunu eğitimde de, sağlıkta da görüyoruz. Toplumsal yaşamın içinde de fazlası ile karşılaşıyoruz.
Doğduğumuz coğrafya kaderimizdi değil mi? Öbür taraftan da kader gayrete aşıktı öyle değil mi?
Her zaman dediğim gibi biz anneler önce çocuklarımızı, toplumsal değerlerimiz, ahlaki değerlerimiz ve etik değerlerimizle büyütmeliyiz ki “doğduğumuz coğrafya kaderimiz olmaktan çıkıp, şansımız olsun.” Torunlarımıza, bizden sonraki gelecek nesillere daha iyi bir kaliteli yaşam sunabilmek adına biz annelerin yapacağı o kadar çok şey var ki.
Bizler içinde bulunduğumuz dönemin zorluklarını fazlasıyla yaşadık.
Çocuklarımıza güzel, güvenli ve yaşanabilir bir coğrafya bırakmak dileği ile…
Yaşadığımız coğrafyayı kaderden, şansa çevirebildiğimiz günlere…
Saygılarımla,
Süreyya Kocadağ
Sosyolog-Aile Danışmanı
Dikkat Eğitmeni
Serbest Gazeteci- Yazar