Beynini Spora Götür!

Son zamanlarda sosyal medyada sürekli karşılaştığımız “Tersine Flynn Etkisi” diye bir kavram var.

Nedir “Flynn Etkisi” ; her yeni nesil, bir öncekinden daha zeki, daha donanımlı gelmiş. Eğitim iyi, beslenme düzgün, beyinler ışıl ışıl. Son zamanlarda ise yani 2000 yılından sonra doğan “Z Kuşağı” için aynı etkinin ne yazık ki görülemediği bildiriliyor.

Nörobilimci Jared Cooney Horvath’ın yaptığı açıklamaya göre; Z kuşağı ebeveynlerinden daha düşük, hafıza, IQ ve daha kötü odaklanma becerisine sahip.

Bir konu sosyal medyaya düştüğü anda alay konusu yorumlar almaya açık hale gelip ve yanlışsa bile doğruluk algısı yaratmaktadır.

Herkes çocuklara yükleniyor. Okumuyorlar, odaklanamıyorlar, çözüm üretemiyorlar, ders çalışmıyorlar diye.

Bu durumun sebeplerine baktığımızda ise ilk başta “ekranlar” olarak gösterilebiliyor. Dönem  dönem ekranların faydasını da görmüyor değiliz. Burada “içerik önemli”. Bazı oyunların, düşünme becerisini, strateji geliştirmeye ve dikkati arttırmaya faydalı olduğunu biliyoruz. Burada da ekranda kalma süresi önem taşıyor.

Eğer ekranda sadece “pasif” bir şekilde bir şey izliyorsa esas bu konunun üzerinde  durmalıyız.

Sürekli kaydırma isteği ile gelişen haz ve hız algısı, bir işte yoğunlaşmayı, derinleşmeyi ve konu üzerinde düşünmenin önüne geçip yapılan işi sıkıcı hale getirebiliyor.

Flynn etkisinin tersine dönmesinin sebeplerine bakmamız lazım.

-Aşırı işlenmiş gıdalara maruz kalması

-Kronik uykusuzluk-( çocuklarda aşırı gözlenmeye başlandı).

-uzun okul saatleri

-Ezberci, sınav odaklı, yaratıcılığı öldüren sistem

-Düşünebilmek için alan kalmaması

-Aile içi iletişimin eksik olması

-Dışsal uyarıcıların fazla olması

-Sürekli bir yerlere yetişme çabası

-Her şeyinin sonunun sınava bağlanması

-Zorundalıklar

-Kaygılı güvensiz ortamlar

-Özgüven

-Yapabilirlik inancının kaybı

-Akran zorbalığı

-Kalıplar…vs.vs.

Bu koşullar altında çocuklarımızdan hayatta kalma, başarılı olma, üretebilmelerini bekliyoruz.

Tersine flyyn etkisinin tek suçlusu çocuklarımız mı bu durumda?

Beyini kullanan kazanır!

Bu kadar uyaranın arasında, yanlış anne-baba davranışının içerisinde bu çocuklara karşı öncelikle nasıl davranacağız onun farkına varmalıyız.

Beyin gelişimi içinde en geç “mantıklı düşünme becerisi” devreye giriyor. Ortalama 21 yaşına tam da mantıklı düşünemiyoruz. Yani çocukluk evremiz uzamış gibi.

Çocuklarımızdan, hızlı kararlar almasını, hızlı işlem yapmasını, sağlıklı bir beyine sahip olup eğitim ve hayat başarısını birlikte yaşasın istiyoruz. Her ebeveynin isteği budur.

Ancak herkes kolay olanı sever. Beyinde fazla yorulmayı sevmez.

Aynı zamanda bizler de sürekli bir suçlu arayışı içindeyiz. Asıl suçlu bilişsel yükü devretmek.

Beynimiz enerji tasarrufu prensibiyle çalışır.

Yön bulma işini navigasyona,

Hafıza işini “Cloud”a

Problem çözme işinin yapay zekaya devrettiğiniz an…

Beyniniz o bölgeleri gereksiz harcama olarak görür ve fişini çeker bu bir biyolojik gerçektir.

Beyin denen kası kullanmasan erir, zihnini zorlamaz insan körelir.

Sistem çöküyor beynini kullan ya da kaybet. Beyin tasarrufu sever düşünme işini algoritmalara devredersen zihnin fişi çekilir.

Gelecek ikiye ayrılacak. Yapay zekayı “kullananlar” ve yapay zeka tarafından “kullanılanlar”.

Çözüm mü?

Zihinsel Spor Salonu

Bu durumu düzeltmek istiyorsak  beynine tekrar ağırlık kaldırmayı (düşünmeyi) öğretmeliyiz.

Yapay zeka kalabalıkları güdecek.

 Düşünen azınlık ise onun yönetecek.

 Tarafımızı seçmemiz lazım.

O yüzdendir kaç yaşında olursak olalım beynimiz spor salonunda antrenman yapmalı…

Saygılarımla,

Süreyya Kocadağ

Sosyolog

Uzm. Aile Danışmanı-Dikkat Eğitmeni