
Bu cümleyi duysunuz mu? Anne baba iseniz kesin duymuşsunuzdur. Duymadıysanız da hareketlerle hissetmişsinizdir.
Günümüz ebeveyni çaresiz.
Çocukları için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar.
En iyi okullar, en iyi öğretmenler, farklı gelişim alanları araştırılıyor ve bulunuyor. Çeşitli sporlar deneniyor. Bale, robotik kodlama, müzik kurslarına çocuklar götürülüyor. Kısacası çocuğun haberi olmadan, çocuk için o kadar çok şey yapılıyor ki!
Çocuklara baktığımda ise her şeyi yapmış ve denemiş biraz da bıkmış durumdalar. Fakat büyüdüklerinde de ellerinde hiçbir konuda uzmanlığı olmayan yetişkinlere dönüşüyorlar. Bunun farkında olan ebeveyn; sürekli olarak çocuğu için, çocuğu ile bir mücadele halinde.
Çocuğumuz ise hep bir sıkılganlık içerisinde. Yeni bir şey öğrenme merakı yok. Yeni bir şey öğrenmenin beyni aktif bir şekilde kullanmanın zor olduğunu keşfetmiş durumda. Bununla birlikte nasılsa anne-babası o istemeden o kurs senin, bu kurs benim onu taşıyacaklar ve kendisini hayatlarının merkezine koyacaklar. O kurslarda ve okullarda kendisinin aktif olarak bir yapması zorunda olduğunu bilen genç çeşitli söylemler, davranışlar ve beden dili ile bu durumu reddettiğini belirtiyor.
İlk başta seçilen kurslara ve etkinliklere gidiyorlar. Ardından da çeşitli reddetme davranışları sergileniyor. Son cümle olarak da “sen istedin diye ben oraya gittim.” Cümlesi duyuluyor ve o konu kapanıyor. Sonuç olarak anne-babanın pes ettiği nokta çok oluyor.
Playstation gibi oyun konsollarında sürekli olarak futbol turnuvaları yapıyorlar ve hepsinin özel bağımlılığı. Bunun yerine “git dışarda oyna dediğimizde “ şiddetle reddediyorlar veya çiftlik oyunları var sürekli ekip biçiyor durumdalar. “Evdeki çiçeklere de su ver bari” sözü geçtiğinde yerinden kimse kıpırdamak istemiyor J
Yattıkları yerden teknoloji sayesinde nasılsa hem eğlenip, hem öğreniyorlar. Kendilerini sanal dünyanın oyunlarında mutlu hissedip, orada bir sanal kimlik yaratarak kendilerini ispatlama çabası içerisindeler. Neredeyse risk yok çünkü.
Farklı bir hünerlerini göstermekte, toplum içine çıkmakta bile zorlanıyorlar. Özgüvenleri de gelişmediği için birçok konuda kendilerini yetersiz ve beceriksiz hissediyorlar.
Çünkü; yapamazsam ve beğenilmezsem korkusuyla birlikte olumlu yönde bile olsa eleştiri almak istemiyorlar. Akran veya yetişkin zorbalığı ile karşılaşmak gibi kaygıları var.
Bu durumun oluşmasında birçok sebep var. İzledikleri çizgi filmler, biz ebeveynlerin aşırı korumacı tutum ve söylemlerimiz. Bazen çocuğun yapısına uygun olmayan motivasyonumuz. Bazen de çocukların yetişkinleri mükemmel görerek, kendini yetişkinlerden geri çekmesi gibi durumlar olabiliyor.
Sonuç olarak baktığımda ise;
Anneler-babalar yorgun çocuklar İSTEMİYOR.
Yapılacak en doğru davranışların başında teknolojiyi amacına yönelik kullanmak ve bununla birlikte çocuklarımızı aşırı korumacı tutum yerine denetimli serbestlikle birlikte kendi yapabilirliklerine inançlı bir şekilde aile ve toplum içi iletişimi yüksek özgüvenli kişilikler olarak yetiştirmeye çalışmak.
Kolay olmadığını bir anne ve eğitmen olarak farkındayım.
Çocuğumuza rağmen, çocuğumuz için!
Saygılarımla;
Süreyya KOCADAĞ
Sosyolog
Uzm. Aile Danışmanı-Dikkat ve Özel Eğitim eğitmeni